Vefatından üç ay önceydi, bir vesile ile merhum
Üstat N. Fazıl Beyefendiyi evlerinde ziyaret etmiştim. Sohbetlerinde, her
zamanki olduğu gibi; yine önemli hususlar üzerinde durmuş, beyin ve gönül
sarayımızı bir güzel beslemişlerdi. Bir ara, “ OĞLUM, SEN GERÇEKTEN ŞANSLISIN
BURASI HİÇ BOŞ KALMAZDI. HERNEDENSE BUGÜN GELEN- GİDEN OLMADI. . BU SEBEPLE
BEN DE BÜTÜN VERTİCİLERİMİ SANA YÖNETTİM." demişlerdi. Bu doğruydu.... Benim
randevum, sabah saat 10’daydı. İkiye kadar üstatla baş başa kalma şansın
olmuştu.
Merhum üstadın yaptığı tespit yerindeydi.... Evet, her TÜRK milliyetçisi gibi,
ben de hakikaten talihli biriydim.... Çünkü; DİNİME, DİLİNME, VATAN VE
MİLLETİME, BAYRAK VE DEVELETİME aşkla şevkle.. hizmet ediyordum. Başta, necip
milletim olmak üzere, bütün insanların mutluluğunu istiyor ve bunun
gerçekleşmesi için de elimden, dilimden ne gelirse yapıyordum. Elimin,
dilimin elvermediği,aciz kaldığı yerde kalbimi devreye sokuyor, beşeriyetin iki
cihan saadeti için Cenab-ı Mevla’ya niyaz ediyordum. Söyler misiniz dostlar,bir
fani için, bundan daha büyük bir talih, nasip olabilir miydi?
Bu beyni, bu kalbi, bu niyeti ve bu "ÜLKÜ" yü veren, lütfeden Rabbül alemin
olan ALLAH(cc)'a sayısız şükürler, nihayetsiz hamdü senalar olsun..
Merhum büyüğümüzün huzurundan ayrılacağım sırada, “ OĞLUM SENİ GÖZÜM TUTTU.
DOĞRUSU SENİ SEVDİM...SENİNLE BUNDAN BÖYLE İKİ DOST OLDUK BİZ. BİLİR MİSİN,
GÜNÜMÜZDE DOST BULMAK HAKİKATEN ZOR; DOSTLUĞU DEVAM ETTİRMEK İSE; DAHA
FAZLA ZOR. CAM ÜZERİNDE YÜRÜMEK BUNUN YANINDA ÇOK ÇOK KOLAYDIR. MAYINLARLA
DOLUP TAŞAN BİR ARAZİDE DOLAŞMAK MECBURİYETİNDE OLAN İNSANI LÜTFEN BİR
DÜŞÜNÜNÜZ. İŞTE DOSTLAR DA DOSTLUKLARINI HER İKİ DÜNYADA DEVAM ETTİRİP,
İNKİTAYA UĞRATMAMAK İÇİN, AYNI HASSASİYETİ GÖSTERMEK ZORUNDADIRLAR. Daha
sonra gözlerini gözlerimin içine dikerek, “ HAYDİ ŞİMDİ SÖYLE BAKALIM; DOST
KİMDİR? BİR İNSANA "BENİM DOSTTUM" DİYEBİLMEMİZ İÇİN, O İNSANIN SİNESİNDE HANGİ
MEZİYETLERİ VE NE GİBİ ÖZELLİKLERİ TAŞIMAS, BULUNDURMASI LAZIMDIR?diye
sormuştu. Biz de:" o, meşhur ifadesiyle," SORAN, SORULANDAN TABİİ Kİ ÇOK DAHA
İYİ BİLMEKTEDİR. BU İTİBARLA, BUNU DA ZATINIZDAN DİNLEMEK İSTİYORUM. LÜTFEN
İZAH EDER MİSİNİZ EFENDİM? dediğimizde “ BU KADAR DA BELEŞCİLİK OLMAZ Kİ
EVLADIM" diye takılmadan da edememişti.
Daha sonra, "DOST" kavramını enine-boyuna açıklamış ve sözlerini şu cümlelerle
bitirmişlerdi.
DOST; EN AZ ŞAHSIMIZ KADAR VE HATTA ŞAHSIMIZDAN ÇOK DAHA FAZLA KENDİSİNE
İNANDIĞIMIZ, GÜVENDİĞİMİZ İNSANDIR. HAYATIN HERHANGİ BİR ACI GÜNÜNDE İLK
AKLIMIZA DOSTUMUZ GELİR. HEMEN ONU ARAR, DERHAL DOSTUMUZU BULURUZ. VE ONA, CAN
DOSTTUM; BEN CEPHEYE GİDİYORUM. SAVAŞACAĞIM.. BURADA, BANA AİT, "BENİM" DEDĞİM
MADDİ VE MANEVİ NE VARSA SANA EMANET EDİYORUM. BELKİ TEKRAR DÖNERİM. KİM BİLİR,
BELKİ DE DÖNEMEM...BU TAKDİRDE ANCAK, MAHŞERDE BULUŞURUZ. SANA TEVDİİ ETTİĞİM
BU MUKADDES DEĞERLERİ BIRAKTIĞIM GİBİ BULMAK VE EKSİKSİZ OLARAK ALMAK İSTERİM.
DİYEBİLECEĞİMİZ KİŞİ İŞTE GERÇEK DOSTUMUZDUR.".
BÖYLE BİR İNSANI,ACABA BU ZAMANDA BULMAK MÜMKÜN MÜDÜR? Diye sorduğumuzda; son
yüzyılın büyük şairi, sesini yükselterek:” ÖNCE SE,N HELE BİR "DOST GİBİ BİR
DOST" OL VE DAHA SONRA SENİN KARŞINA ARADIĞIN GERÇEK DOST MUTLAKA
ÇIKACAKTIR. BELKİ BİR, BELKİ DE BİRDEN FAZLA...demişti.
Sevgili Üstat, bunları "EDEBİYAT ŞAHASERİ" cümlelerle taçlandırmıştı..Ne var
ki, bu satırların yazarının beyin- gönül gücü ve bu iki mekanın tercümanı
olan kalem gücü maalesef daha fazlasını ifade edemiyor. Merhum Üstat
tarafından söylenen şeyler -mana itibarıyla- aynen böyleydi.
Bu hatıramı, sevgili gazetemiz YENİ İSTİKLAL'in muhterem okuyucuları siz
DOST kardeşlerimle paylaşmak istedim. Zira, Üstatla 23 yıl önce aramızda geçen
bu diyalogu, naçiz hayatımızı dolduran önemli kesitler arasında ilk sıralara
yerleştirdik.. O gün bugün DOST gibi dOST olmak ve keza DOST gibi DOST bulmak
için geceyi gündüze katarak çalışıyoruz.Yüce HALIKK'ın yardımıyla "ölüm meleği
kapımıza tık tık vurmazdan evvel inşallah canlı ve cansızların inanıp
güvenebileceği emin insan, DOST insan hem olacağız ve hem de onlardan birini
veya bir kaçını bulacağız...
DOST, ne muazzam bir kavram değil mi ? İçinde, insanlık, İslamlık ve Türklük
adına ne arasanız hepsi var.. Paylaşılan bir zeytin tanesinden, bir dilim
peynirden ve bir bardak çaydan tutun da, uykusuz geçen, ızdırap yüklü bir
gecenin çaresiz bir anında “ALO !! HEMEN GEL!!” haykırışında, “NEREYE
GİDECEĞİZ? Diye sormayana kadar ne ararsanız, neyi bulmak, neyi görmek
isterseniz hepsi, hepsi var; DOSTLUK kavramının dünyasında.
Evet, Tek Kelime İle DOST: Madde ve Manada -bir şeyin dışında- Her Şeyin
kendisiyle Paylaşıldığı “İNSAN” demektir.
Neredesin ey güzel DOST!!! Ne olur söyle yerini bize, seni nerede bulalım... .
yerlerde misin evgili dost yoksa göklerde mi! Nerede olursan ol; Seni mutlaka
arayıp bulacağız!!
Çünkü sana olan ihtiyacımız, dünyadan da büyük ukbadan da...
Yüce Müctehid İmam-i Şafi bu gerçeği şöyle
ifade eder:
“Bir dost ki faydası olmaz sıkıntı gününde
Çok değildir farkı kıyas önünde
Yaraşan odur her zaman dosta ihvana
Dostluklar ancak yardımlaşmak için ola
Olanca dikkatimle insanları dolaştım
Güvenilir bir dost aradım, eli boş çıktım
Şekil değiştirip tanınmaz oldu şehirler
Sanki gördüğüm insanlar insan değildirler.”
Bendeniz bu konuda, aziz müçtehidin biraz fazla karamsar olduğunu düşünmektedir.
Herhalde, bazı dost bildiği, dost sandığı kişiler tarafından beklemediği bir
sıkıntıya maruz kalmış olacaklar ki, GÜVENİLİR BİR DOST ARADIM, ELİ BOŞ ÇIKTIM
demektedir.
Acizane kanaatim, eğer şu gök kubbe altında gerçek yürek dostları olmasaydı ve
dolayısıyla yeryüzünde O’nun HZ. Mevla’nın dostluğunu kazanmış bahtiyar insanlar
bulunmasaydı, şimdi ne o güneş doğar yeryüzünü aydınlatırdı ve ne de o
gördüğünüz ay geceleri gündüzlere aktarırdı!!
Var, azizim,var... Aramızda, yanımızda, içimizde, özümüzde ne büyük değerler ve
ne muhterem kişiler var...İyi ki var...Çok şükür ki var...
Öyle Değil mi,” ŞENOZAN”ım, Can DOSTUM Pek
Aziz Kardeşim Osman Nuri Şen!!!
Bu insanları, bulmak, tanımak ve kendileriyle
DOST olmak için; kafa gözleri ile bakmak ve beyin gözleriyle duymak tabii ki
yetmiyor. Mutlaka GÖNÜL GÖZLERİ ni de devreye sokmak; faaliyete geçirmek lazım.
Daha doğrusu, büyük mütefekkirin dediği gibi, önce DOST gibi DOST olmak lazım.
Gerisi kolaydır.. Malum, kafamızdaki gözler bize sadece bakmak için
verilmiştir, görmek için ise, yürek gözlerimiz vardır.
Bu itibarla bakmakla, görmek farklı iki kavramdır. Konuşmakla, ses çıkarmanın
ayni şeyler olmadığı gibi. Eğer her bakan görüyor olsaydı; her ses çıkaranın da
konuşuyor olması lazım gelirdi. Fakat hiç de öyle değil...
GÖRMEK; bilmektir, tanımaktır, anlamaktır, acımaktır, sevmek ve sevilmektir.
KONUŞMAK ise; beyin ve yürek sermayemizi- ALLAH için- başta insan olmak üzere
canlı ve cansız bütün yaratılmışlara sıfırına kadar vermektir.
Bunları bu özelikleri Cenab-ı HAKK insanın dışında başka hiç bir varlığa
vermemiştir.
Dostlar, söz buraya gelmişken, hepimiz için
önemi sanıldığından çok daha büyük olan bir gerçeğin altını bir defa daha
çizmek istiyoruz..
Efendim, siz, biz, (belki de hepimiz), bir hususu hat tinden fazla ihmal
ediyoruz. Bu; İÇİMİZDİR, YÜREĞİMİZDİR,RUHUMÖUZ VE DE KALBİMİZDİR. Buralarla,
bizi, biz yapan bu kutsal mekanlar ile doğru dürüst ilgilendiğimizi söylemek
mümkün değil. İşimiz gücümüz hep dışımızla, deriyle, şekille, tarzla, biçimle.
Ya muhteva...Orası, kupkuru tamtakır... Suret varken, sureti, allayıp
pullamak dururken, kimin işi olur “SİRET”ile... Ne gerek var...İçe-yürek
sarayını- ihya ve inşa etmeye...Hem sonra orayı, iç dünyayı, kimsenin gördüğü
baktığı yok ki!! Varsa yoksa kaporta...Çünkü .herkesin gözü, kulağı kaportada...
Oysa insan, içiyle, dışıyla-suret ve siretiyle- insandır. İçi “İNSAN” yapmadan,
orayı iç dünyayı insanlaştırmadan dışın insan olması neye yarar!! Evet, mühim
olan içi, ruhu, kalbi...insan gibi insan; Müslüman gibi Müslüman ve Türk gibi
Türk yapmaktır.
Bunun Yolu İse Tasavvuftan Geçer!.
Bize göre TASAVVUF, bir iç zenginliğidir. İç zenginliğine, gönül derinliğine
ermeyen bir ruh sefildir açtır, onu hiçbir şeyin tatmin etmesi mümkün değildir..
Böyle bir ruh sahibinin, insan olarak yaratılmış olmasının ve bu hayata
Müslüman olarak gelmiş bulunmasının ve bir Türk olarak doğmasının zevkine
ermesi, şuuruna varması, varabilmesi. çok zordur çok!! Belki de hiç mümkün
değildir!!
İşte bunun için biz: DERYAYA DEĞİL; TAKALARA
KARŞIYIZ!
Yürek zenginliğine sahip olmayan insan,
hissizdir, duygusuzdur... Onun lügatında sevmek ve sevilmek gibi herhangi bir
kavrama yer yoktur. Ne sever ve ne de sevilir..Acımaz..üzülmez..O,
insan,.İncinip, kırılmasını da bilmez....Bu kadar kalabalık bir dünyada
yapayalnızdır. Dışı içine, içi dışına yabancıdır.Bedeni ruhuyla, ruhu da
bedeniyle kavgalıdır...Kendisiye kavgalı olduğu içindir ki;başka biriyle iyi
geçinmesi söz konusu değildir. Yalnızdır, hem de nasıl bir yalnızlık!...
.Mutluluğunu paylaşacak ve acı gününde yanında bulunacak hiçbir kimsesi
yoktur.
ALLAH aşkına söyler misiniz: Bu mudur insanca yaşamak?..
Aziz okuyucu, İçinde bulunduğumuz bu hayatta gerek sıkıntılarını ve gerekse
mutluluklarını paylaşan yürek dostları, ölüm sonraki ahiret yurdunda da
dostluklarını sürdürecek ve orada da yardımlaşmalarına devam edeceklerdir. Bu
hususta Cihan Nebisi: “ EN YAKINLARININ VE EN GÜVENDİKLERİNİN DAHİ FAYDASI
OLMADIĞI O MAHŞER YERİNDE; DÜNYADA ALLAH İÇİN BİRBİRİNİ SEVENLER, ORADA DA
BİRBİRLERİNE YAR VE YARDIMCI OLACAKLARDIR.” demektedir.
DOST OLANLAR VE DOSTCA KALANLAR; BİRBİRLERİNE HER İKİ CİHANDA YAR VE YARDIMCI
OLMAK İÇİN AND İÇMİŞ GEREÇEK DOSTLAR VE BU DOSTLUKLARINI DA SON GÜNÜN, SON
SAATİNİN, SON DAKİKASINA KADAR YAŞAMAK, TAŞIMAK , KORUYUP KOLLAMAK İÇİN SÖZ
VERENLER, YEMİN EDNLER, SİZLERİ RUHUCANIMLA KUTLAMAK İSTİYORUM!
SİZİ EN SAMİMİ DUYGULARIMLA SELAMLAMAK İSTİYORUM.
NE MUTLU SİZLERE NE MUTLU BİZLERE VE NE MUTLU ONLARA YANİ GÖNÜL DOSTLARIMIZA.
Selahattin Tekizoğlu
stekizoglu@hotmail.com
<- Geri
Başa Dön